PARNASİZM
a.)Sully Prudhomme: Asıl adı;RENÉ-FRANÇOIS-ARMAND PRUDHOMME (d. 16 Mart 1839, Paris – ö. 7 Eylül 1907 , Châtenay,Fransa),Romantizmin aşırılıklarına tepki olarak şiire incelik,denge ve estetik standartlar getirmeyi amaçlayan Parnaşçı akımının öncülerinden Fransız şair.1901’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Şiir yazmaya bir aşkın getirdiği düş kırıklığıyla başlamıştır. Şiirleri ilk kez 1865’te yayınlandı. Daha sonra şiirlerinde aşktan uzaklaşıp Parnasçı tutumunu benimsemiştir ve bu şiirlerde felsefi fikirlere yer vermiştir, La Justice (Adalet, 1878) felsefi konulu en ünlü eserlerinden biridir.
b.)Coppée, François: (d.26 Ocak 1842, Paris – ö. 23 Mayıs 1908, Paris ),yoksulların yaşamını biraz duygusal tavırla ele alan Fransız şair. Savaş Bakanlığı’nda çalışırken yazdığı Le Passant (1869;Yoldan Geçen) adlı oyunuyla başarı kazandı. En tanınmış kitabı,Les Humbles (1872; Alçakgönüllüler) üslup özelliklerini en iyi yansıtan eseridir. Coppée’nin milliyetçi ve ırkçı siyasal hareketler karışması ününe gölge düşürdü. Katolikliği benimsemesinden sonra dine dönüşü, yurtseverlik duygularını da güçlendirmiş gibiydi. İhanet suçu ile yargılanan Yahudi subay Alfred Dreyfus’ün davası nedeniyle ikiye bölünmüş olan Fransa’da Coppée, sanığın cezalandırılması yönünde etkinlik gösterdi. Daha sonra da Yahudi karşıtı bir örgüt olan F.A.B. (Fransız Anayurt Birliği)’nin kurulmasına katkıda bulundu.
c.)Heredia,José María de: (d. 22 Kasım 1842,La Fontuna ,Küba – ö. 2 Ekim 1905,Houdan yakınları,Fransa), soneleriyle Küba asıllı Fransız şair. Heredia’nın 118 sonesi ve bazı uzun şiirleri Les Trophées (1893;Yadigarlar) başlığıyla yayınlandı.Bu şiirlerde tarihte geçici bir an ya da bir sanat yapıtı şaşırtıcı bir imge biçiminde sunulur. Çift uyak,doğadaki seslerin taklidi(onomatope) ,kulağa egzotik gelen yer adları gibi üslup oyunlarından yararlanan Heredia,her şiirini özellikle daha çarpıcı etkisi olan bir dize ya da beyitle bitirerek şiirlerinin güzelliğini pekiştirir.
d.)Banville,(Étienne-claude Jean-Baptiste-) Théodore(-Faullain) de:(d. 14 Mart 1823,Moulins – ö. 13 Mart 1891, Paris,Fransa), Fransız şair.Son romantiklerden biri olmasının yanı sıra, Parnasçıların öncüleri arasında yer almış ve simgeciler üzerinde etkili olmuştur.İlk şiir kitabı Les Cariatides (1842;Karyatidler), Viktor Hugo’nun üslubunun izlerini taşır.Bununla birlikte Banville çoğu romantik Fransız şiirinde görülen kusurlardan sıyrılmaya çalışmıştır. Petit Traité de poésie française (1872; Fransız Şiiri Üzerinde Küçük Bir İnceleme) adlı kitabı şiir yazma tekniğine duyduğu büyük ilgiyi yansıtır. Şiir tekniklerinde usta olan Banville , kafiyeyi Fransız şiirinin en önemli öğesi olarak görmüştür. Sonelere yeniden ilgi duyulmasını sağlayan eleştirmen Cherles Saint-Beuve’ü izleyerek, balad ve rondo gibi 16. Yüzyıl ortalarından unutulmaya yüz tutmuş belirli kalıplara bağlı şiir türlerini denemiştir. Şiirlerinin başlıca özelliği teknik ustalık olmakla birlikte, ince alaycılığı ve düş gücü de çağdaşlarınca beğenilmiştir. En tanınmış şiir derlemesi Les Odes funambulesques (1857;Garip Odalar) adlı yapıtıdır.
Parnasizm’in Türk Edebiyatındaki
Temsilcilerinden Biri Olan Yahya Kemal Beyatlı Ve Şiirleri
Üsküp’de doğdu. Selanik ve İstanbul Vefa İdadilerini
bitirdikten sonra Paris’e giderek Siyasal Bilgiler
Fakültesi’ne girdi. Gençlik yıllarını (1903-1912) bu
kentte geçiren şair, yurda dönünce Darülfu’nun öğretim
kadrosuna atandı. Çeşitli illerden milletvekili seçildi.
Ortaelçilik ve büyükelçilik gibi görevler üstlenerek,
Türkiye’yi yurt dışında temsil etti.
Şiir Kitapları:
Kendi Gök Kubbemiz (1961)
Eski Şiirin Rüzgarıyla (1962)
Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş
(1963)
“Yahya Kemal, altı yüz yıllık Türk şiiri zincirini Batı
düşüncesine bağlayan o halkadır… Genç kuşaklar
çağdaş şiire Yahya Kemal köprüsünden geçtiler.” (Orhan
Hançerlioğlu, 1958)
Ahmet Necdet, Modern Türk Şiiri Yönelimler, Tanıklıklar,
Örnekler Broy Yayınevi, Ekim 1993.
YAHYA KEMAL BEYATLI ŞİİRLERİ
AÇIK DENİZ
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı ‘Byron’’u bedbaht eden melal
Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl,
Aldım Rakofça kırlarının hür hâvasını,
Duydum akıncı cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu,
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu…
Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rü’yâma girdi her gece bir fatihâne zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular,
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki istemem artık ne yer ne yâr!
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim o son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!
Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldandı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur, ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsî ve bağrı hûn,
Bir mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun,
Sezdim bir âşinâ gibi, heybetli hüznünü!
Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz.
Dindirmez anladım bunu hiçbir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.
BİR TEPEDEN
Rü’yâ gibi bir akşamı seyretmeye geldin
Çok benzediğin memleketin her tepesinde.
Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin,
İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde.
Irkın seni iklîmine benzer yaratırken,
Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarda yarışmış.
Târîhini aksettirebilsin diye çehren,
Kaç fâtîhin altın kanı mermerle karışmış.
AKINCI
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi “ilerle”
Bir yaz günü geçtik tunadan kafilelerle
Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtığı yoldan
Bir gün yine doludizgin atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla
Cennette bu gün gülleri açmış görürüzde
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
HAYÂL BESTE
Roma’nın şarkını fethettiğin andan sonra,
Yüce dağlar gibidir gördüğün iş, Türk oğlu!
Girdiğin yerde asırlarca kalıştan başka,
Kurduğun devlet asırlarca muzaffer yürüdü.
Tâliin döndüğü en korkulu yıllarda bile,
Yürüyen düşmanı son hamlede döktün denize.
Açtığın ülkede, yoktan yaratış kudretini,
Azminin kurduğu yüzlerce şehirden fazla,
İri fîrûzeye benzer nice gök kubbeye,
Dehre aksettiriyor, gerçi, büyük mîmârî;
Bu eserler seni göstermeye kâfî diyemem.
Şi’re aksettirebilseydin eğer, dinlerdin,
Yüz fetih şi’ri, okundukça, çelik tellerden.
Resm’e aksettirebilseydin eğer, ömrünce,
Ebedî cedleri karşında görürdün canlı.
Gönlüm isterdi ki mâzîni dirilten san’at,
Sana târihini her lâhza hayal ettirsin.
RİNDLERİN HAYATI
Ba’zan kader, gelen bora hâlinde, zorludur;
Dağlar nasıl bakarsa siyâh ufka öyle bak.
Ba’zan da cevreden nece bir âdem oğludur,
Görmek değil düşünmeğe bîgâne kal! Bırak!
Dindâr adam tevekkülü, rikkatle, herkese
îsâ’yı çarmıhında, uzaktan, hatırlatır.
Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
Rind’in belâya karşı kayıdsızlığındandır.
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.
Cihâna bir daha gelmek hayâl edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyâh açılan
Ve arkasından güneş doğmıyan büyük kapıdan
Geçince başlıycak bitmeyen sükûnlu gece.
Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül.
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.
RİNDLERİN ÖLÜMÜ
Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz’ı hayal ettiren âhengiyle.
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.
Yahya Kemal Beyatlı Şiirlerinin İncelenişi
1.AÇIK DENİZ;
Konu: Özlem (Vatan Özlemi)
Tema: Geçmişini, tarihini çok seven ve omu gözünde büyüten bir şairin denizi sembolleştirerek isteklerini,arzularını,tarihine duyduğu sevgiyi, tarihinin parlak ve zengin zamanlarını özlem dolu bir şekilde dile getirmesi.
“…Bin mağra ağzı açmış ulurken uzun uzun
sezdim bir aşina gibi,heybetli hüznünü…”
(Bu dizelerde şair vatanının parlak ve zengin zamanına özlem duyduğunu dile getiriyor.)
Dil ve Anlatım: Türk şiirinin öz ve biçim özelliklerini çağdaş zevke göre incelten,ahenkli bir yapı içinde aydınlık bir dil kullanılmıştır. Ünlemleri kullanarak acılarını haykırmaya çalışmıştır. Ayrıca şiirde iç ahenk vardır. Şair hedeflediği düşünceyi en güzel benzetmelerle gerçekleştirmiştir.
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi:Beyit
Uyak Şeması: aa,bb,cc,dd,ee,ff,gg,hh,ıı,ii,jj,kk,ll,mm,nn,oo,pp,rr
Uyaklar ve çeşitleri: -um; Redif _ -uğ; Tam uyak
lal; Tunç uyak _ -e; Yarım uyak -nı; Redif _ -ası; Zengin uyak -u; Yarım uyak -an; Tam uyak -lar; Redif _ -u;Yarım uyak -adı; Zengin uyak yar; Tunç uyak -in; Redif _ -er; Tam uyak -tülü; Redif deri; Tunç uyak -an; Tam uyak o; Redif _ -ti; Redif _ -iş; Tam uyak -ara; Zengin Uyak -un ; Tam uyak
-ü; Redif _ -ün; Tam uyak deniz; Tunç uyak -ıyı; Zengin uyak
Nazım şekli: Mesnevî
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Şiirde duygudan çok felsefi düşüncelere yer vermiştir. Geçmişe özlem duyarak mitolojik kaynaklarda yararlanmıştır. Duygu ve düşüncelerini anlatmaya çalışmış özellikle şiirdeki biçim ustalığı,ölçü ve uyaktaki ahenk, dili kusursuz şekilde kullanmıştır.
Değerlendirme:Kendine özgü tarih, vatan, millet,sana anlayışı olan mısra işçiliği ile düşünür kişiliğini kaynaştıran ve bu şekilde sunan şair ölçü ve uyaktaki, ahengi,dili kusursuz bir şekilde kullanışı ile bu şiirde başarıyı yakalamıştır.
2.BİR TEPEDEN;
Konu:İstanbul’la bütünleşen Türk Tarihi
Tema:Şair tepeden izlediği İstanbul ile geçmişi hayal ediyor ,tarihindeki güzellikleri düşünüyor. Özellikle fethedilişindeki o önemli anları hatırlayarak yaşamak ve gelecek nesillere de yaşatmak istiyor.
Dil ve Anlatım:Sade, anlaşılır ve öğüt verici bir dil. Şair tarihi değerlerin korunması ve yaşatılması gerektiğine inandığı için bunu anlatırken iyi bir anlatım kullanmış, ustalığını sergilemiş.
“…Tarihini aksettirebilsin diye çehren kaç
fatihin altın kanı mermerlere karışmış…”
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi:4’lük
Uyak Şeması: a b a b __ c d c d
Uyak ve çeşitleri: -din; Redif _ -el; Tam uyak
-nde; Redif _ -esi; Zengin uyak -en; Tam uyak -mış; Redif _ -arış; Zengin uyak
Nazım Şekli:Çapraz Uyak
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Şair “sanat için sanat” görüşü, saygın kişilere seslenmesi,iyi gözlemciliğiyle doğa görüntülerini nesnel tutumla belirleyip yansıtmıştır.
Değerlendirme:Başarılı,vermek istediği mesajı okuyucuya net ve etkili bir dille ulaştırmıştır.
3.AKINCI;
Konu:Yapılan bir akın
Tema:Bir akın sonrası alınan zafer ve ordunun yüceltilmesi
Dil ve Anlatım:Sade ve yalın bir dil kullanılmış. Ayrıca benzetme sanatı kullanılarak atlıların çocuklara ve şimşeğe benzetilmesi, şehitlik mertebesini yüceltip kutsaması şiire ayrı bir güzellik katmıştır.
Ölçü:(Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi: Beyit
Uyak Şeması: a a __ b b __ c c __ d d __ e e __ a a (Düz Uyak)
Uyak ve çeşitleri: -dik; Redif _ -en; Tam uyak ilerle; Tunç uyak
-dan; Redif _ -ol; Tam uyak -la; Redif _ -ız; Tam uyak -dik; Redif _ -en; Tam uyak
Nazım Şekli: Mesnevi tipi uyak
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Şair geçmişte yapılan akımlarla geçmişe özlem duymuştur. Şiirde konu bütünlüğü vardır. Ayrıca şair dilin en iyi ve kusursuz şekilde kullanılmasına özen göstermiştir.
Değerlendirme: Başarılı;Türk insanının kafasında oluşabilecek akıncı şiiri yazmıştı. Bu şiiri okuyan Türkler büyük heyecana kapılıp mutlu olurlar.
4.HAYAL BESTE;
Konu:Türk Tarihi
Tema:Türk Tarihi’nin en önemli dönüm noktası olan İstanbul’un Fethi’nin getirmiş olduğu güzellikler, fethin yapıldığı andaki başarı,savaş şeklinin yazarı heyecanlandırması ve mısralarla bu anlatımı dile getiremeyişinin sıkıntısı
“…Şi’re aksettirebilseydin eğer, dinlerdin,
Yüz fetih şi’ri, okundukça, çelik tellerden…”
Dil ve Anlatım:Süslü,kafiyeleniş ve biçim özelliği ahenkli
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi: Dize
Uyak Şeması: a _b _a _b _c _c _d _a _c _d _e _f _f _c _g _h _f
Uyak ve çeşitleri: -a;Yarım uyak
-u(ü); Yarım uyak
-e; Yarım uyak
-i; Yarım uyak
-n; Yarım uyak
Nazım Şekli:Belirgin bir nazım biçimi yok; serbest
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Şair mitolojik verilere ilgi göstermektedir(İstanbul’un Fethi) ve geçmişe özlem duymaktadır.
Değerlendirme: Başarılı;Parnasizm’in temeli olan “sanat sanat içindir” düşüncesini savunmuştur.
“…Gönlüm isterdi ki mazini dirilten san’at,
Sana tarihini her lahza hayal ettirsin.”
(Şiir sanatını başka bir sanat olan tarih ile bağdaştırıyor.)
5.RİNDLERİN HAYATI;
Konu:Ölüm
Tema:Ölüme karşı konulamayacağı,ölümün kabullenilmesi gerektiği
Dil ve Anlatım: Süslü ve ustalıkla kullanılmış dil, anlatım yalın ve başarılı
Ölçü:(Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi:4’lük
Uyak Şeması: a b a b __ c d c d (Çapraz Uyak)
Uyak ve çeşitleri: -dur; Redif _ -lu; Tam uyak
-ak; Tam uyak -se; Tam uyak -dır(tır); Redif
Nazım Şekli:Terza-rima (rima crosires) Çapraz uyak
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Mitolojik unsurlar kullanılmış,tarihi değerler uygun bir dille anlatılmış.
Değerlendirme:Şair tarihi konular işlediği, “sana sanat için” anlayışını savunduğu,aydınlara yönelik bir şiir yazdığı için başarılıdır.
6.RİNDLERİN AKŞAMI;
Konu:Ölüm
Tema:Ömrünün son zamanlarını geçirmekte olan bir insanın hayata bakış açısı,geri dönmenin imkansızlığı, ölümün getireceği sükunet ve rahatlık ,bir noktadan sonra insanın kadere gelemeyeceği ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceği anlatılıyor.
“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile…”
Dil ve Anlatım:Dilin kusursuz,en sade ve yalın hali
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi: Beyit
Uyak Şeması: a _a _b _b _c _c _d _d _e _e
Uyak ve çeşitleri:-geç; Zengin uyak -le; Tam uyak -an; Tam uyak -ce; Tam uyak -ül; Tam uyak
Nazım Şekli:Düz
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Şair çok iyi bir gözlem yaparak, biçim ustalığına yönelerek salt güzelliğe ulaşmayı amaçlamıştır. Ölüm felsefesi derinlemesine işlenmiş. Dil kurallara uygun,ölçü ve uyağı düzenli kullanılmıştır.
Değerlendirme: Şair ölüm karşısındaki çaresizliği en güzel mısralarla dile getirmiştir. Şiirin bestelenip yıllarca çalınıyor olması da eserin başarılı olduğunu kanıtlamaktadır.
7.RİNDLERİN ÖLÜMÜ;
Konu:Ölüm
Tema:Herkesin er ya da geç öleceği,ölümün bazen insana huzur ve mutluluk getirdiği,Mezarlıkların kendine has bir güzelliği olduğu anlatılıyor.
Dil ve Anlatım:Dil süslü,anlatımda ise herkesin anlayabileceği bir anlatım şekli kullanılmıştır.
Ölçü:(Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi:4’lük
Uyak Şeması: a b a b __ c d c d (Çapraz Uyak)
Uyak ve çeşitleri: -mış; Redif _ -ar; Tam uyak -iyle; Redif _ eng; Zengin uyak rinde; Tunç uyak -er; Redif _ -t; Yarım uyak
Nazım Şekli:Rimo crosiees (Terza-rima’nın bir çeşidi; Çapraz uyak)
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Parnasizm akımını şair bu şiirini en hat safhada kullanmıştır. Mitolojik unsurları kullanıp şiiri anlayacak seviyedeki kişilere hitap etmiştir. Ölçü,uyak ve dildeki ahenk şiire ayrı bir hava vermiştir.
Değerlendirme:Bir Parnasyan olan Yahya Kemal Beyatlı bütün şiirlerinde olduğu gibi bu şiirinde de semboller kullanarak biçim titizliğine,“öz şiir” kavramına dikkat ederek, bütünlük içerisinde mısraları dizerek, aruzu en güzel biçimde kullanarak anlatmaya çalışmıştır. Doğanın acımasızlığını,insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini, buna karşın,herşeye rağmen kabirlerin kendine has bir çekiciliği ve ürkütücülüğü olduğunu ispatlamıştır. (Başarılı)
Parnasizm’in Türk Edebiyatındaki
Temsilcilerinden Biri Olan Tevfik Fikret Ve Şiirleri
Tevfik Fikret’in yaşamı ve eserleri:
Tevfik Fikret, bundan tam 127 yıl önce, 24 Aralık 1867′de İstanbul’da Aksaray’ın Kadırga semtinde doğdu. Baba tarafı Cankırılı, annesi ise müslüman olmuş Sakızlı bir Rufun kızı idi. Fikret, 12 yaşındayken, annesi ile dayısı hacdan dönerken koleradan oldu. Böylece öksüz kalan Fikret’i bu olay haliyle çok sarsmış, kız kardeşi ile kendisine bundan sonra yengesi ile anneannesi bakmıştır.
Fikret, 1888′de Galatasaray Lisesi’ni birincilikle bitirdi. Uslu, duygulu,Çalışkan bir öğrenciydi. Hocaları arasında Muallim Naci, Recaizade Ekrem gibi günün seçkin öğretmenleri vardı. Şiire lise öğrencilik yıllarında başlamış ve ilk şiirini 1883′te yayımlamıştır.
Liseden mezun olduktan sonra önce Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı), az sonra da Maarif Mektebi Kalemi’nde çalışmaya başladı. İş hafifti. Gecikmiş aylıklarını da geri çevirerek ayrıldı. Bir akrabasının yardımıyla Sadaret Mektubi Kalemi’nde düşük bir ücretle kısa bir süre çalıştı. 1889 Ağustos’una gelindiğinde dördüncü işine İstişare Odası’nda muavin olarak başlıyor, ayrıca
Yüksek Ticaret Okulu’nda Fransızca ve Türkçe dersleri veriyordu. Ertesi yıl, 22 yaşında, kuzeni, Kız Öğretmen Okulu öğrencisi, 14 yaşındaki Nazime hanımla evlenip dayısının evine içgüveyi girdi.
Bu sırada, çeşitli şiir yarışmalarında birincilikler kazanıyordu. 1894′te, Malumat gazetesinin kurucuları arasında yer aldı. Aynı yıl işinden ayrılıp,Galatasaray Lisesi’nde (Mekteb-i Sultani) Türkçe öğretmenliğine başladı. Ancak,bütçe kısıntısından ötürü maaşlar kesintiye uğrayınca 1895′te ayrıldı. Aynı yıl, Haluk doğdu. Bir yıl sonra Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliğine atandı.
Bu sıralarda yazdığı şiirlerde aşk, ev, doğa temalarını işlemiştir.
1896′ta, hocası Recaizade Ekrem onu Servet-i Fünun dergisinin sahibi Ahmet İhsan ile tanıştırır. Fikret, derginin tahrir ve tashih işlerine bakmaya başlar. İşe dört elle sarılır, dergiyi düzenlemeye koyulur. Sanatta hem içerik hem biçimde bir atılım yapıp batılılaşmayı ilke edinen Servet-i Fünun topluluğunun hareketine Edebiyat-ı Cedide adı verilmiştir. Bu ekolde,Fikret’in yanı sıra Halit Ziya, Cenap Şahabettin, İsmail Safa, Mehmet Rauf,
Sami paşazade Sezai, Hüseyin Cahit, Ahmet Şuayıp, Hüseyin Siyret gibi adlar bulunuyordu. Geçen yüzyılın son 4 yılında, Fikret’in şiirlerinde toplumsal boyutun arttığı, karamsarlığın üste çıktığı gözlenir. 1897 Osmanlı-Yunan savaşı sırasında yurt ve ulus sevgisini dile getiren şiirler yazar. Aynı zamanda, Abdülhamit’in baskısı ile sansür ve jurnalcilik artar. Özgürlük ve
adalet özlemi ile ilgili şiirler yazarken 1898′de birkaç gün için göz altına alınır. Bundan sonra sürekli izlenecektir. 1900 yılında ilk kitabı, Rübab-ı Şikeste (Kırık Saz) yayımlanır. Ancak, ertesi
yıl Ahmet Ihsan ile bozuşup dergiden ayrılır. Bir süre sonra, bir Çevirisi yüzünden Servet-i Fünun kapatılır.1902′de kız kardeşini, 1905′te babasını yitirir. Aynı yıl, babasının Aksaray’daki konuğunu satarak Rumelihisar’ında, planlarını kendi yaptığı ve
ölünceye dek oturacağı, Aşiyan’ına (yuva) yerleşir. 24 Temmuz 1908′de Meşrutiyet’in ilan edilmesini coşkuyla karşılar, Rücu ile
Doğan Güneşe adlı şiirlerini yazar. Aynı yıl, arkadaşlarıyla Tanin gazetesini çıkarır ve eski Servet-i Fünuncularla beraber çalışmaya başlar. Bu uzun sürmez çünkü gazete, programından sapıp, vaadettikleri hak ve özgürlükleri kısmaya yönelen İttihat ve Terakki Fırkası’nın organı durumuna gelir. Fikret düş kırıklığına uğrar ve kendisine Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı)
önerilmesine rağmen ayrılır.1909′da Galatasaray Lisesi’nin müdürü olur. Ancak, yeni Nazırın bazı yetkilerine karışma girişimi Fikret’in bu işinden istifa etmesine ve okuldan tamamen ayrılmasına yol açar. Bir süre öğretmen Okulu’nda da edebiyat
okuttuktan sonra sadece Robert Kolej’de çalışmaya başlar. 1911′de, gençlere seslendiği Haluk’un Defteri yayımlanır. Bu sıralarda şiirlerinde insancıllığa yöneldiği gözlenir.1914′te sağlığı bozulur. Balkan ve Trablusgarp savaşlarından yorgun çıkan
Osmanlıların Almanların yanında savaşa girmesi hoşuna gitmez. İttihatçılar ile arası yıllar geçtikçe iyice açılır. Mehmet Akif, 1912′de Süleymaniye Kürsüsü adlı şiirinde Fikret’i Protestanlara zangoçluk etmekle suçlar. Bu bir bakıma, Fikret’in iki ay kadar önce yazdığı Han-I Yağma adlı hicvine karşılıktır. Bu arada, 1914′te çocuklara seslendiği Şermin adlı kitabı yayımlanır.
Gençliğinde vereme yakalanmış olan Fikret’in bu kez böbrekleri bozulmuştu.Arada bir bayılmaya, sayıklamaya başladı. Ölümünü sezdiğinde şunları yazdı:
Artık hayat için yetişir bunca infial.Dinlenmek isterim ki taab-dar-ı mihnetim.Artık tehi vücut, tehi dil, tehi hayal,Dünyada şimdi ben dahi bir fazla sikletim.
19 Ağustos 1915′te olur ve Eyüp’te aile mezarlığına gömülür. Vasiyetine uyulup Aşiyan’a taşınması için 1961′deki doğum yıldönümünü beklemek gerekecektir.Yukarıda bahsedilen kitaplarına girmemiş şiirleri (Rübabın Cevabı, Tarih-i
Kadim, Doksan Beşe Doğru ve diğerleri) Cevdet Kudret tarafından derlenip 1952′de yayımlandı.
Haldun Haznedar (1994)
TEVFİK FİKRET ŞİİRLERİ
BALIKÇILAR
- Bugün açız yine evlâtlarım, diyordu peder,
Bugün açız yine; lâkin yarın, ümîd ederim,
Sular biraz daha sâkinleşir… Ne çare, kader!
- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta…
- Olur;
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz…
Çocuk düşündü şikâyetli bir nazarla: – Ya biz,
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?
Hâlâ
Dışarıda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
Döğerdi sâhili binlerce dalgalar asabî.
- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zîrâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz hâ!
Deniz dışarıda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.
- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?
- O gitmek istedi; “Sen evde kal!” diyor…
- Ya sakın
O gelmeden ben ölürsem?
Kadın bu son sözle
Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
Soluk dudaklarının ihtizâz-ı hâsirine
Bakıp sükût ediyorlardı, başlarında uçan
Kazâyı anlatıyorlardı böyle birbirine.
Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cûşân
Bir ihtilâç ile etrafa ra’şeler vererek
Uğulduyordu…
- Yarın yavrucak nasıl gidecek?
Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
Şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını… Âh açlık, âh ümîd!
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayâl-i sefid
Eliyle engini gûya işâret eyleyerek
Diyordu: “Haydi nasîbin o dalgalarda, yürü!”
Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; “Yürümek”
“Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda… Yürü!”
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?
Deniz ufukta, kadın evde muhtazır… ölüyor:
Kenarda üç gecelik bâr-ı intizâriyle,
Bütün felâketinin darbe-i hasâriyle,
Tehî, kazâ-zede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler…
[Ruşen Eşref'e göre, bu şiiri, fırtınalı bir akşam üzeri, sular kararırken denizde çalkalanan bir balıkçı kayığını görmesi üzerine yazmış]
nine = anne muhtazır = can çekişmekte
sayha = çığlık bar = yük
hayal-i sefid = ak görüntü intizar= bekleyiş
cuşan = coşan tehi = boş
ihtilac = çırpınma girye = ağlama
ra’şe = titreme muzlim = uğursuz, kara
ihtizaz-ı hasir = hasardan ötürü titreyiş
Tevfik Fikret (1899)
HASTA ÇOCUK
-Bugün biraz daha râhattı, çok şükür…
-Elbet;
Geçer, bu korkulacak şey değil.
-Fakat nevbet
Zavallı yavrucağın hâlini harâb ediyor:
Vücudu âteş içinde, dalıp dalıp gidiyor.
İlâçların da mı te’siri kalmamış acaba?
Sekiz gün oldu…
-Merâk etmeyin hanım, hummâ…
-Hayır, Hudâ’ya emanet, neden merâk edeyim?
Fakat kuzum, ne kadar olsa ben de vâlideyim!
Sekiz gün oldu, harâret devam edip duruyor.
Bakın nabızları bîçârenin nasıl vuruyor.
Sarardı, korkuyor insan bakınca ellerine,
-Üzülmeyin siz efendim, gelir çabucak yerine;
Çocuktur …
-Gece pek çok sayıklıyor.
-Ne zarar!
-İlâç verir misiniz?
-İstemez…
Kadın ağlar.
……………………………………………………………….
MÂİ DENİZ
Sâf ü râkid… Hani akşamki tagayyür, heyecan?
Bir çocuk rûhu kadar pür-nisyan,
Bir çocuk ruhu kadar şimdi münevver, lekesiz
Uyuyor mâi deniz.
Ben bütün bir gecelik cûşiş-i ahzânımla,
O hayâlât-ı perişanımla
Müteşekki, lâim,
Karşıdan safvet-i mahmurunu seyretmedeyim…
Yok bulandırmasın âlûde-i zulmet bu nazar
Rûh-i ma’sûmunu ey mâi deniz;
Âh, lâkin ne zarar;
Ben bu gözlerle mükedder, âciz,
Sana baktıkça tesellî bulurum, aldanırım;
Mâi bir göz elemi kalbime ağlar sanırım…
1.Râkid: durgun. Tagayyür: bakalaşma, değişme.
2. Pürnisyan: çok unutucu.
5.Cûşiş-i ahzan: hüzünlerin coşkunluğu.
7.Müteşekki, lâim: şikayet eden, kınayan.
9.Âlûde-i zulmet: karanlığa bulanmış.
BİR LÂHZA-İ TEAHHUR
-5 TEMMUZ 1922-
Bir darbe… bir duman… ve bütün bir gürûh-i sûr,
Bir ma’şer-i vazı’i temâşâ, haşin, akur
Tınaklariyle bir yed-i kahrın, didik didik,
Yükseldi gavr-i cevve bacak, kelle, kan, kemik…
Ey darbe-i mübecelle, ey dûd-i müntakim,
Kimsin? Nesin?… Bu savlete sâik, sebeb ne? Kim?
Arkanda bin nigâh-i tecessüs, ve sen nihân,
Bir dest-i gaybı andırıyorsun, rehâ-feşân.
Mâlik sesin o servet-i ra’din-i gayza ki
Her yerde hiss-i hakk ü halâsın muharriki.
Sadmenle pâ-yi kaahiri titrer tegallübün,
En gırre tâc-i haşmeti sarsar tekarrübün.
Silkip ukud-i ribka-i a’sârı, en çetin
Bir uykudan uyandırır akvâmı dehşetin.
Ey şanlı avcı, dâmını beyhude kurmadın!
Attın… fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!
Dursaydı bir dakikacağız devr-i bi-sükûn,
Yâhud o durmasaydı, o iklil-i ser-nikûn,
Kanlarla bir cinâyete pek benziyen bu iş
Bir hayr olurdu, misli asırlarla geçmemiş.
Lâkin tesadüf… âh, o kavîler münâdimi,
Âcizlerin, zavallıların hasm-ı dâimi,
Birden yetişti mahva bu tedbir-i hârikı,
Söndürdü bir nefeste bu ümmîd-i bârikı;
Nakş etti bir tehekküm için baht-ı bî-şuûr
Târîh-i zulme bir yeni dîbâce-i gurûr.
Kurtuldu; hakkıdır, alacak şimdi intikam;
Lakin unutmasın şunu târîh-i sifle-kâm:
Bir kavmi çiğnemekle bugün eğlenen deni
Bir lâhza-i teahhura medyun bu keyfini!
‘1906 yılında bir suikastçi, Selamlık resminden dönen Abdülhamid’i saatli bir bomba ile öldürmek istemiş, fakat padişahın şeyhülislamla konuşmaya dalarak gecikmesi yüzünden patlayan bomba ona zarar vermemişti. Fikret bu şiirinde bu suikastçıyı alkışlıyor:Bir vuruş, bir duman…ve bütün bir şenlik gürunu, bir seyrin soysuz cemaati , bir mahvedici elin haşin, kudurmuş tırnaklarıyla, didik didik oldu, gök boşluğunun dibine bacak,, kelle, kan, kemik yükseldi. Ey tebcile layık vuruş, ey öc alan duman. Kimsin? Nesin? Bu saldırışa sevk eden kim?sebep ne? Arkanda bir tecessüs bakışı var ve sen gizlisin, kurtuluş saçan bir görünmeyen eli andırıyorsun. Sesin her yerde hak ve kurtuluşu harekete getiren, öfkenin gök gürleyişini andıran şiddete malik. Vuruşunla zorbalığın kahredici ayağı titrer, yaklaşman en mağrur haşmet tacını sarsar. Dehşetin, yüzyılların ilmiğinin düğümlerini silkip, kavimleri en çetin bir uykudan uyandırır. Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın! Attın fakat ne yazık ki, yazıklar olsun ki vuramadın! Durmıyan zaman bir dakikacık dursaydı, yahut da o, o başaşağı olmuş taç durmasaydı, kanlarla bir cinayete pek benzeyen bu iş, yüzyıllarca benzeri geçmemiş bir iş olurdu. Lakin o kuvvetlilerin dostu, acizlerin, zavallıların daimi düşmanı olan tesadüf, bu yırtıcı tedbiri mahvetmek için birdenbire yetişti, bu parlak ümidi bir nefeste söndürdü; şuursuz baht, alay etmek için, zulüm tarihine yeni bir gurur önsözü nakşetti. Kurtuldu; şimdi intikam alacak, hakkıdır; lakin alçak meramlı tarih şunu unutmasın: Bugün bir milleti çiğnemekle eğlenen alçak, bu keyfini bir gecikme anına borçludur.’
Tevfik Fikret Şiirlerinin İncelenişi
1.BALIKÇILAR;
Konu:Balıkçı bir ailenin dramı
Tema:Balıkçı bir ailenin geçim sıkıntısı ve bireyler arasındaki sevgi bağları,yaşamla(denizle) kavgaları
Dil ve anlatım: Osmanlıca; Farsça,Arapça sözcükler ve tamlamalar kullanılmış. “ihtizâz-ı hasire” Konusu sıradan bir aileyi anlatmasına karşın dili süslü. Anlatımsa sade ve kafiyenişle pekiştirilmiş.
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi: Dize ve Bendler karışık
Uyak Şeması: a b a _ b c c _ d e e _ e f f _ g h g h d d _ g d _ d g _ h h h ı h ı i i _ j k k j l
Not: Serbest olduğu için kendine göre uyumlu, ahenkli bir kafiye dizilişi vardır.
Uyak ve çeşitleri: -der; Zengin uyak -erim; Redif _ -d; Yarım uyak -ur; Tam uyak -a; Yarım Uyak -iz; Tam uyak -bi; Tam uyak -ın;Tam uyak
-e; Yarım uyak -an; Tam uyak -el; Tam uyak -in; Tam uyak -rak; Zengin uyak
Nazım Şekli:Serbest Müstezat
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Toplumla ilgili olmasına karşın dili ağır; “sanat için sanat”.şair denizle insanları bağdaştımış ve gözleme dayalı olarak bunları bize sunmuştur.Doğanın kendine özgü kuralları olduğu gibi felsefi düşüncelere yer vermiştir.
Değerlendirme:Şairin şiire egzotik bir hava vermesi ve Parnasizm’ in kurallarından biri olan “seçkin kişilere yönelme” ’ye uyarak sıradan kişilerin anlayamayacağı bir şiir yazmıştır,şair bu şiirinde başarılıdır.
2.HASTA ÇOCUK;
Konu: Ölümcül hastalığa yakalanan bir çocuk
Tema: Anne ve çocuk arasındaki kutsal sevgi,bir annenin çocuğunu kaybetme korkusu,hastalığı karşısındaki çaresizliği
Dil ve Anlatım:Dil sade, ,açık ve yalın Türkçe. Şair sanatları kullanmadan, abartıya kaçmadan duygu ve düşüncelerini anlatmaya çalışmış.
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Nazım Birimi:Dize
Uyak Şeması: a _b _c _b _d _d _e _f _e _g _g _h _h _ı _ı _i _d _j _k _k _j
Uyak ve çeşitleri: -bet; Zengin uyak -iyor; Redif _ -d; Yarım uyak -a; Yarım uyak -yim;Redif _ -de; Tam uyak -uyor; Redif _ -ur; Tam uyak -ine; Redif _ -er; Tam uyak -ar; Tam uyak -z; Yarım uyak
Nazım Şekli: Serbest Müstezat
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Gözleme dayalı bir anlatım var.Konu ve dil bakımından Parnasizme karşı.
Değerlendirme: Parnasizm için başarısız bir eser; bu şiirde Parnasizm düşüncesine ters davranılmış, “sanat sanat içindir”,şiir sadece seçkin kişilerin değil halkın da anlayabileceği bir dille yazılmış. Buna rağmen şiirin özünü yakalayıp güzel bir mesaj vermesi yönünde başarılı.
3.MÂİ DENİZ;
Konu:Doğa
Tema:İnsanın duygularını doğa ile birleştirerek yansıtması
Dil ve Anlatım:Arapça-Farsça yeni sözcük ve tamlama kullanılmıştır. Soyut unsurlar somut unsurlara bağlanmıştır,somut unsurlara insani fiiller yüklenmiştir.
Ölçü: (Aruz Ölçüsü)
Feilâtün/Feilâtün/Feilâtün/Feilün
. . _ _ /. . _ _ /. . _ _ / . . _
(Fâilâtün) (Fa’lün)
_ . _ _ _ _
Nazım Birimi:Bendler Halinde
Uyak Şeması: a a _ b b _ c c _ d d _ e f _ e f _ g g
Uyak ve çeşitleri: -â; Zengin uyak -iz; Tam uyak -ımla; Redif _ an; Tam uyak -im; Tam uyak -ar; Tam uyak -iz; Tam uyak -ırım; Redif _ an; Tam uyak
Nazım Şekli:Serbest Müstezar
Akımın Şiirdeki Özellikleri: “sanat için sanat” düşüncesi korunmuştur(Ağır dille halka yönelik olmadığını anlıyoruz).Dildeki sanatlar ve tamlamalarla şiir süslenmiş,salt güzelliğe ulaşılmaya çalışılmış.Şiirde geçmişe özlem duyulmakta ve şiir gözleme dayalıdır.
Değerlendirme:Dili,edebi sanatları ve anlatımda başarılı olmasından dolayı şairin bu şiiri başarılıdır.
4. BİR LÂHZA-İ TEAHHUR;
Konu:Abdülhamid’e düzenlenen süikast
Tema:Şair süikastçiyi överek zamanın aydınlarına, halka, devletadamlarına,düzene,gidişata eleştiride bulunması ve yerden yere vurması
“…Silkip ukud-i ribka-i a’sârı, en çetin
Bir uykudan uyandırır akvâmı dehşetin…”
(Dehşeti,yüzyılların ilmiğinin düğmelerini sirkip kavimleri en çetin uykudan uyandırır.)
Dil ve Anlatım:Türkçe’yi iyi kullanmış,Arapça ve Farsça tamlama ve sözcüklerle kurulan kafiyeleniş dile ayrı bir güzellik katmış. Şair anlatımda çok usta,duygu ve düşüncelerini bir nevi haykırarak ispatlamak istiyor. Kullandığı sert ve acımasız benzetmelerle bu ispatını gerçekleştiriyor.
Ölçü: Mefûlü/Fâilâtün/Fâilâtün/Fâilün
Nazım Birimi:Beyit
Uyak Şeması: a a b b _ c c _ d d _ e e _ f f _ g g _ h h _ ı ı _ i i _ j j _ k k _ l l _ m m _ n n
Uyak ve çeşitleri: -ur; Tam uyak -ik; Tam uyak kim; Tunç uyak -ân; Zengin uyak -ki; Tam uyak -ün; Redif _ üb; Tam uyak -etin;Zengin uyak -madın; Redif _ -ur; Tam uyak -kûn; Zengin uyak -iş; Tam uyak -imi; Zengin uyak -ârikı; Zengin uyak -ûr; Zengin uyak -kam; Tunç uyak -ni;Tam uyak
Nazım Şekli:Düz uyak
Akımın Şiirdeki Özellikleri:Toplumu rahatsız eden sistemin şair tarafından bu derece dile getirilişi, Abdülhamit ve yandaşlarından bu kadar nefret edecek şekilde mısralara dökmesi Parnasizm’e uymasa da kullandığı dildeki ustalık,ölçü ve uyaktaki başarı,gözlemdeki kusursuzluğu açısından akımın etkilerini gösteriyor.
Değerlendirme: Dili iyi kullanmış, iyi bir konu seçmiş ve istibdât döneminde olmasına rağmen konuyu tamamlayıcı fikirlerini cesurca açıklamış. Şiirin seçkin kişilere yönelik olması ve “sanat sanat içindir” idealine uymasından ötürü şiir başarılıdır.
Tevfik Fikret’in İngilizce Bir Şiiri
I AM A POET, MY THOUGHTS ARE FREE
Translated by Walter G. Andrews
I expect no gifts from any, nor beg for wing or feather
In my own sky, in my own heavens, on my own I soar
To bow beneath slavery’s collar weighs heavy on my neck
I’m a poet, my thoughts are free, wisdom free, conscience free
Source: An Anthology of Turkish Literature, edited by Kemal Silay.Indiana University Turkish Studies & Turkish Ministry of Culture
Joint Series, XV. (1996)
KAYNAKÇA
• İnternet (Yahoo search – Altavista search – Şiir Deposu)
• Türk Dili ve Edebiyatı 3
• Dictionaire Larousse
• AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi
• Edebiyat Öğretmeni; Gülay Damar
• Edebiyat Öğretmeni; Cevdet Karakurt
• Tevfik Fikret (Hayatı-Sanatı-Şiirleri); Kütüphane
• Yahya Kemal Beyatlı (Kendi Gök Kubbemiz) ; Kütüphane
• Dershane Türkçe Öğretmeni; Durak Gezer
• 100 Türk Şairi ve Eserleri Kitabı
ÖĞRETMEN MARŞI
Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yeryüzünde yoktur,olmaz Türk’e denk;
Korku bilmez soyumuz.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum,seni yüceltmeye antlar olsun.
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren,öğret hakkı halka,gürle coş;
Durma durma koş.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum,seni yüceltmeye antlar olsun.
İsmail Hikmet ERTAYLAN
